paylaş
FaceBook

http://www.gogebakan.de/images/onmenuresimleri/sacikarasiteti.png

 Bu haftada bu bölgede şu an da yaşayan Yörüklerden bahsedeceğim ardından da Yaylaya çıkınca kadar;

Yörüklerle (Aydınlılar), göç yolunda ki köylerle olan olaylardan örnekler sunacağım ve olaya yakılan ağıtları yazacağım.

K.Maraş bölgesinde yaşayan Yörüklerin geneline ŞAÇIKARA aşireti denmektedir. Bizim aşiretin dışında önceden yerleşik hayata geçmiş Avşar, Cerit, Bozdoğanlı, Özerli,Mürselli, Delialili vb. gibi birçok aşirette bulunmaktadır. Tabi bu da kendi arasında çeşitli obalara ayrılırlar. Hatta diğer aşirette mensup obalarda bulunsa da, yeni yerleşik hayata geçmiş en büyüğü Saçıkara aşireti mensuplarıdır. Hacı Karalı, Hacı Aliler, Hacı

Süleymanlı, Elekli, Kerimli, Kötekli, Guccüklü (Küçüklü), Neneli, Bacaklar, Hacı Nasıflı, Gosatlı, Resullu gibi adları bulunan obalardır. Bu Yörükler buraya gelmeden önce, Anamas dağlarında yaylar, Şarkikarağaç Gelendost (Isparta) ovasında güzler, Antalya da kışlar imiş. Daha sonraları Akdeniz sahillerinden Adana-Kozan Saimbeyli'den Kayseri Sarız Pınarbaşı Tomarza Tekir Develi ve bu bölgelerde yaşamaya başlamışlar.

Yazında Göksun den Tekir, K.Maraş, Türkoğlu, Kömürler İslahiye, Hassa ve Hatay Kırıkhan'a kadar geçerek buralarda yazlamışlar. Tabi ki yerleşik hayata geçme de ve İskan politikalarında yanlış yerleştirmeler olsa da şu an bu bölge çok az bir Göçebelik yaşantısı devam etmektedir. İskan politikalarından en yanlış olanda yeşil bitki örtülü dağı, suyu olmayan Konya ovasına aşiretin yerleştirmesi olmuştur. Herkes gibi bizlerde yerleşik hayata geçerek çocuklarımızı okutmaya başlamış ve geçimimizi temin için çeşitli işler ve işyerleri ve fabrikalar kurmuş ve geçimimizi yerleşik hayatta devam ettirmekteyiz.
K.Maraş Merkez'de 4 mahalle de olmak üzere Kılılı kasabasında, Türkoğlu ilçesinde mahalle ve köyler kurarak yaşantımıza devem ettirmekteyiz. G.Antep Nurdağ, Fevzipaşa, İslahiye ve Hataya kadar da aynı aşiret mensupları yerleşmişlerdir.


Tabiî ki her ailede olduğu gibi soy isim kanunu ile soy isimlerimiz, bazılarımız aşiretimizin adını, soy isim olarak, bazılarımızda gelen nüfus memurunun yazdı gibi ya da yaptığı işe göre soy isimler almışız.
Örnek olarak; Saçıkara, Göğebakan, Aydın, Aygan, Yörük, Yörükoğlu, Koyuncu, Kelebek, Gelebek, Tombul, Tombuloğlu, Deveci, Avcı, Balaban, Kara, Cura, Ateş, Bozkurt, Boz, Kölemen, Sökmen, Şen, Karayılan, Otlu, Kalay gibi…
Bahar gelince Yörükler sürüleriyle yaylalara çıkarlar. Şimdilerde dağlar, eskisi gibi serbest değildir. Artık köy hudutları belirlenmiş, her köyün arazisi sınırlarıyla tapularında gösterilmiştir. Yörük sürüleri Pınarbaşı ilçesinin Toybuk köyü yaylasının otlağını, yayılmaya başlayınca, Yörükler ile Toybuk köylüleri arasında kavga başlar. Tabi Yörük hemen silaha davranma olmaz. İlk önce taş, deynekle (sopa) ve sapanla dövüş olur. Tabi bu kavga içerisinde Toybuklu Kaytancı, Yörük Ali'yi silah ile vurup öldürür. Sene 1952. Ali'nin Hanımı Eşe. İşte bakın ne söyler;

Koç dağında keklik öter
Sesini sesime katar
Kemal'imin boynu buruk
Benim derdim bana yeter

Kadan' alıyım dezzesi
Şu da şunların babası
İndi mi ola Dörtyol'a
Aydınlı Yörük obası

Çadırının önü kaya
Bakamadım doya doya
Öldüğünü bilincağız
Bozuladı tüllü maya

Avdan gelir eli kuşlu
Kuş oturur yeşil başlı
İki yerde davamız var
Birisi Hatay'da başlı

İnekler sarpa yürüdü
İçerimin yağ' eridi
Kadan' allım sürmel' eşim
Sende de beşli vardı

Koyunu dağda kalanım
Yeni Kore'den gelenim
Öyle de kadan' alıyım
Çayın içinde ölenim.

 Yörük Hikayeleri
 Sayın okuyucularım bu haftada sizlere Yörük ve Türkmenlerin aralarında konuştukları sohbetlerde düğünlerde ve özel günlerinde bir birlerine anlattıkları hikayelerden söz edeceğim. Köklü kültüre sahip olan Yörüklerle ilgili anlatılan bir çok fıkra ve hikayeler vardır. Bu fıkraların Yörüklerin son yıllarda toprağa yerleşmeleri sonucu yazılı kaynaklara geçmiyenleri hızla unutulmaktadır. Duyduklarımdan bazılarını sizler aktaracağım.


Yörüğün birisi, Namazını eda etmek için, devesi ile camiye gelir. Yörük devesini bir çocuğa emanet eder ve camiye girer. Ancak namaz teravih namızdır, dolayısı ile epeyce uzar. Yörük dalgındır ve aklı devesinde olduğu için namazın teravih namazı olduğunun farkına varmaz, namaz uzadıkça uzar,bir türlü bitmez, içinden devesini emanet ettiği çocuğa “oğlum bu iş inada bindi. Aman bizim deveye iyi bak” der.
Geçen haftalarda da bahsetmiştim yerleşik hayata geçerken yanlış politikalar yapıldığından Yörüklerin bir çoğunu Konya ovasına yerleştirilmiş. Bu anlatacağım olay gerçek olmuş.


Yörükleri Konya ovasına yerleştirmişler. Tabi Yörük artık Türkmen olmuş, köyü olmuş. Köy odası yapmışlar. Cami yaptırmışlar bir de imamları varmış. Köy odasında İmam akşamları Kıyamet kopacak, kıyametten önce deccal gelecek…gibi kıyametin nasıl olacağını anlatıyormuş. Tabi yörükte ovada koyun güterken (otlatırken) bunları düşünüyormuş. Nasıl bir şey acaba ne zaman gelir diye.. derken bir gün Tren yoluna rastlamış 2 tane demir yan yana uzayıp gidiyor bu güne kadar bu Yörük hiç görmemiş böyle bir şeyi, ve tren yolunun etrafında sürüsünü otlatırken birden Tren taaa uzaktan görünmüş tabi o zamanki trenler kömürle çalışıyor ki Gara duman atarak geliyor. Allah Allah demiş Yörük hayırdır birden aklına akşamki İmamın anlattığı olay gelmiş. Herhalde imamın anlattığı deccal bu demiş tabi tren yaklaşmış iyice Çoban kaçmıyor da. Şaşırmış kalmış. Tren bu sırada sürünün bir tarafından koyunları gırçmaya başlamış. Tabi çoban bu sırada yana atlamış kurtulmuş. Uzun Tren gara duman çıkartarak hiç durmadan yoluna devam etmiş. Tabi ki uzunca bir tren miş. Koyunların yarıdan fazlasını telef etmiş. Çoban kalan koyunlarını toparlamış. Sürmüş köye doğru. Köye sürünün yarısı olmadan gelince Yörük kocaları ne oldu yahu nerde koyunlar deyince “Yatın kalkın Allaha dua edin. İmam akşam anlattıydı yaa. Ha işte o şey geldi. Allahtan dikine geldi. Yanına gelseydi bu sürüde kalmaz dı bu köyde kalmazdı” demiş.


Yıllar önce Kadının biri işi gereği bulunduğu yöreden başka bir yöreye girmek zorunda kalır. Geçmekte olan bir Yörük kafilesine katılır. Bilindiği gibi göç kervanında da develer katırlar ve merkepler de bulunmakta dır. Çoğunun boynunda, devenin ayrıca karnında ve hatabında asılı çanlar bulunmaktadır. Deve çanları hepsinden büyüktür. Katırın çanları biraz daha küçüktür, merkebin ki ise en küçüğüdür. Yürüyüş anında bütün bu canlar ses verirken kadı da kendine göre bu çan seslerinden bir şeyler çıkarmış. Deve canı, devenin adımları büyük ve yürüyüşü iri adımlarla olduğundan “Alalım-çalalım, alalım-çalalım” şekilinde sesi yorumlarmış. Katır çanları daha küçük ve katırın yürüyüşü daha çabuk adımlarla olduğunda için “kimden alalım kimden çalalım kimden alalım kimden çalalım” diye ses verir, merkep ise en küçük adımlarla yürüdüğü için çanları “şundan bundan şundan bundan “şeklinde süratli bir tempo tuttururmuş.
Aşığın birisi Yörük beyinin çadırına misafir olmuş. Aşiretin diğer erkeleri beyin çadırında toplanmıştır. Aşık yavaştan yavaştan başlamış sazına düzen (akort) vermeye, aşığın yavaştan aldığını gören Yörük beyi “Gözünü seveyim aşık bırak şu çomaklarla oynamayı da çal. Sana bir koç vereyim” der.